Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Nuri Bilge Ceylan

Nuri Bilge Ceylan

Fenerbahçe şampiyon oldu.

Şampiyonluk bir gol farkı ile geldi.

Fenerbahçe berabere kalsaydı, Trabzonspor şampiyon olacaktı.

Kimilerine göre “Fenerasyon” çalışmalarıyla Fener şampiyon oldu.

Oldu ya, gerisini boş berin.

Boş verelim de, kendi içimizdeki bu şampiyonluk olayını abartıp sokaklara taşarken gözden kaçırdığımız daha önemli olaylar da var.

Olaylar diyorum.

Kars’ta yapılmasına az kalmış bir heykelin yıkılması bir olaydır.

“Yıkacaktınız niye yapılmasına izin verdiniz?” gibi.

Bu sorunun cevabını kim verebilir?

Sporda futbol en önde.

Ya sanatta?

İşte burası biraz karışık.

Uluslararası sanat etkinliklerinde ülkemizi temsil eden sanatçılarımız var.

Bu sanatçıların kimisi ülkemizde değerini bulmakta, kimisi de unutulup gitmekte.

Kimisi bıçağı yemekte.

Kimisi de aç sefil ölmekte bir otel odasında.

Kısacası; ülkemizde sanatçı olmak zor.

*

Çanakkalelilerin bilmesi gereken bir şey var.

Nuri Bilge Ceylan kimdir?

Çanakkale Cumhuriyet Meydanı’ndan geçenleri durdurup sorun.

Çanakkale’de birçok kişi, doğru cevap veremez. Hatta tanımayanlar daha fazla çıkar.

Aynı kişilere bir magazin haberi sorun, ya da Fenerbahçe’nin herhangi bir takımla maçını sorun, noktasına kadar anlatır insanlar.

Gerisi boş.

Nuri Bilge Ceylan kimdir, biliyor musunuz?

Çanakkale’nin Yenice İlçesi, Çakıroba Köyü’nden Ziraatçı Mehmet Emin’in oğlu. Çakırobalı Goca Nori’nin torunu.

Yeniceliler bile hâlâ tanımıyorlar.

Çan Belediyesi bir caddeye ismini verdi, 2008 yılında. Yenice Belediyesi düne kadar bir şey yapmadı.

Nuri Bilge Ceylan, Truva Film Festivali etkinliklerinde, Çanakkale’ye geldi gitti.

O bir Çanakkaleli.

Nuri Bilge;

“Koza, Kasaba ve Mayıs Sıkıntısı” filmlerini Yenice’de çekti. Yenice insanını, anne babasını, dayısını, amcasını, öğretmenleri öğrencileri, çaycıyı, terziyi, kaloriferciyi… filmlerinde oynattı.

“Uzak” filmiyle İstanbul’a taşındı.

“İklimler” filmi ile Anadolu’da bir tur attı.

“Üç Maymun” filminde ile profesyonel oyuncuları oynattı.

Şimdi de “Bir zamanlar Anadolu” filmiyle karşımıza çıktı.

Bu filmini de Keskin ilçesinde çekmiş.

Yılmaz Erdoğan dışındaki sanatçıları, çok kişi tanımaz.

Yılmaz Erdoğan, çok yönlü bir sanatçı olmasına rağmen, bu filmde oynamasaydı “kırmızı halı” üstünde yürüyemezdi.

Nuri Bilge, ilk çektiği filmlerle önce ülke içindeki film festivallerinde ödülleri topladı.

Sonrada Cannes Film Festivali’ne gitti.

2008 yılında, Cannes’te “Üç Maymun” filmi ile “En İyi Yönetmen” ödülünü kazandı. Ceylan’ın ödülünü alırken Bu ödülü birisine ithaf etmek istiyorum… Tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkem Türkiye’ye…” sözleri ile büyük beğeni topladı. Şiir tadındaki bu sözler herkesin belleğinde yazılı kaldı.

*

Nuri Bilge Ceylan‘ın aldığı ödülleri burada saymanın anlamı yok.

Merak edenler internetten bakıp okuyabilirler.

Bugüne dönelim.

64.Cannes Film Festivali‘de sona erdi.

Bu defa Nuri Bilge Ceylan, “Bir Zamanlar Anadolu” adlı sinema filmiyle “Büyük Jüri Ödülü’nü” kazandı.

Bu başarı küçük bir kasabadan çıkıp gelen bir yönetmenin başarısıdır.

Çanakkale’nin başarısıdır.

Yenice’nin başarısıdır.

Çakıroba Köyü’nün başarısıdır.

Cami şerefesinde Nuri Bilge’ye poz veren, kumru kuşlarının başarısıdır.

Issız Cuma’da gezinen kaplumbağaların başarısıdır.

Yenice’nin doğası içinde yer alan ağaçların, otların, rüzgârların başarısıdır.

Bütün bunları görebilen gönül gözü açık, farklı bir görme duyusuna sahip Nuri Bilge’nin başarısıdır.

*

Artık günümüzde bir “Nuri Bilge Ceylan Sineması” vardır.

Bilge’nin çektiği filmlerde insanlar kavga etmezler.(Son filmi izlemedim.)

Doğada her gün yaşadığınız, fark edemediğimiz bir olayı, Bilge’nin filmlerinde hatırlayıp yaşarsınız.

Doğa içindeki her şeyi tekrar keşfedersiniz.

Nuri Bilge filmlerinde, gördüğünüz her kare ölümsüz bir fotoğraftır.

Nuri Bilge sinemasında, her şey hareketlerle anlatılır. Çok fazla gevezelik yoktur.

“Görsel anlatım” ön plandadır. Sinemanın özü de bu değil midir?

*

Fenerbahçe formalarıyla dolaşıyor insanlar sokaklarda.

Çocuklar babalarıyla. Genç kızlar… Gruplaşmış genç erkekler…

Arabaların arkalarında takım bayrakları…

Büyük binalardan sarkan Fener bayrakları…

Caddeleri bölen şampiyonluk pankartları…

Okul törenlerinde, Fenerbahçe’nin şampiyonluğu kutlandı, fanatik öğretmen ve öğrenciler tarafından.

Bir kişi çıkıpta;

Cannes Film Festivali’nde “Büyük Ödül” Türkiye’nin oldu demedi.

Gazetelerde bile çeyrek sayfa haberleri vardı.

Bir gazete Fenerbahçe’ye beş sayfa ayırmıştı.

Bir ülkede sanat ya da sanat dallarından birisi bu kadar “yetim” bırakılmaz.

Gazeteleri, amaçsız kitleler yönlendirirse böyle olur işte.

Gazeteler, sanata değer verip görevlerini yapsalar olmaz. “Reyting” ya da “tiraj” denilen şey olmadan olmaz.

Tekrar edeyim, papağan gibi.

Ülkemizde, “sanat ve sanatçının” işi zor.

*

Filmin fragmanını izledim.

Sırtı dönük bir adam.

Adamlar.

Karanlık.

Kara bulutlar.

Birden gök gürlemesi, yağmurun başlaması. Yağmur damlalarının toprağa düştüğünde çıkardığı ses. Tedirgin insan yüzleri. Endişe, suskunluk ve korku. Ani bir rüzgâr, savrulan yapraklar.

Dalından düşen bir elmanın yuvarlanarak gelip suya düşmesi.

Kuşlar.

Bir tüfek sesiyle kaçışan kuşlar.

Kaçamayan ağaçlar.

*

Nuri Bilge Ceylan.

Bir Yeniceli olarak başarınızla gurur duydum.

Bizler sizin başarınızdan kendimize bir pay çıkarırız.

Hep aklımda kalan, Yenice’de film çekimleri sırasındaki öğretmenevindeki günler.

Öğretmen “Latif Altıntaş.”

“Mehmet Emin Toprak.”

Aramızdan ayrılan iki arkadaş.

Sizin filmleriniz ne kadar ölümsüzse…

Bu iki arkadaşta öyle oldular…

Büyük sinema emekçisi Bilge;

NBC sinemasına emek verenler.

Çanakkale.

Yenice.

Çakıroba Köyü.

Teşekkürler.

Filtreler:

Yorumlar

Henüz yorum yok...

Sizin yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir