Suyun Tadını Bilmeden Yaşamak

Bir bebek doğduğu zaman herkes sevinir.

Bebeğin çevresinde bir sevgi halesi oluşur. Herkes pervanedir.

Herkes yeni gelen misafirden bir pay çıkarır kendisine.

Dayı oldum.

Amca oldum.

Teyze oldum.

Hala oldum.

Abla oldum?

Diye çığlık atanlar bile vardır.

Bebeğin dedesi ve ninesi, ?hadi bakalım, 12.torunumuzda oldu? diye sevinirler.

Anne ve baba, ?ilk çocuklarının? mutluğu ile uçarlar sanki.

Herkes uçar.

Yeni gelen minik misafir, herkese sevgiden bir kanat takmıştır.

Herkes uçar mutluluktan.

*

Mutluluk kısa sürer.

Birkaç saat sonra, ortalığı bir sessizlik kaplar.

Annesinin memesine yapıştığında, emdiği süt bebeği boğmaktadır.

Süt, bebeğin ağzından geri akmaktadır.

Bebek ağlar. Açtır bebek.

Biberonla, süt verirler. Yine bebek sütü içememektedir.

Bebek, hiçbir gıdayı kabul etmemektedir.

Su bile, düşmandır bebeğe.

Su hayattır. Su hiç düşman olur mu?

Milyonda bir, olur.

Bebek susuzdur. Bebek açtır. Bebek ağlar, anne ağlar. Baba şaşkın ve tedirgindir.

Açlığını belli etmek için, tek bildiği iş ağlamaktır bebeğin.

Doktora götürürler.

Doktor bebeği kontrol eder.

Filmler çekilir.

Gerçek, ortaya çıkar.

Dünya tıp literatüründe çok az görülen bir ?organ eksikliği? bebeğin üzerindedir.

Bebeğin ağzı ile midesi arasında bir bağlantı yoktur.

Bebeğin ağzı ile midesini birbirine bağlayan ?yemek borusu? yoktur.

Ağızdan alınan tüm yiyecekler, soluk borusu ile akciğerlere gitmektedir.

Bebek bu nedenle, annesinin memesinden, biberondan verilen sütü ve diğer besinleri kabul etmemektedir.

Bebeğin ağzı, tek bir göreve açıktır.

Soluk alıp vermek.

Anne ve baba, ilk bebeklerinin böyle özürlü doğmasından yıkılmışlardır.

Dünyaları kararmıştır.

Moralleri bozulmuştur.

Kendilerine gelirler birden.

Birden ayağa kalkmışlar, bebeklerini yaşatmak için doktorların, fakültelerin kapılarını aşındırmaya başlamışlardır.

Bu şekildeki bir durum, yurdumuzda ?üç beş bebekte? görülmüştür, bugüne kadar.

Bütün bebekler, hayattan kopmuşlar ve bir ay sonra ölmüşlerdir.

Bebek bir ameliyat geçirmiş. Göbeğinin üstünden açılan özel bir delikten sıvı gıdalarla beslenmeye başlanmıştır.

Bir şırınga ile ?mideye gıda enjekte? edilmektedir.

Bebek büyümektedir.

Baba ve anne, büyük bir özveri ile çocuklarını büyütmektedirler.

Çocuk büyümektedir.

Okul çağı gelmiştir.

Okula başlamıştır.

Zekidir.

Sınıfta öğretmeni ve arkadaşları kıza sahip çıkmıştır. Kızın okuduğu okulun öğretmenleri okul idaresi, okulun öğrencileri kızın moral kaynağı olmuştur.

Okulda çalışan hizmetliler, aşçılar bu öğrenciyi öğle yemeklerinde özel olarak beslemişlerdir. Sürekli ilgilenmişlerdir.

Bir çocuğun yaşama azmini destekleyen Nevruz ilköğretim Okulu?nun, bütün öğretmenleri çalışanları ve öğrencileri takdir edilecek bir olayı gerçekleştirmişlerdir.

Okul idaresinin bu kızımızın okula devamında gösterdikleri ilgi ve anlayışla takdir edilecek güzel bir davranıştır.

*

Bizim Yenice?nin köylerinde çok fakir insan var. Biliyorum.

Fakirlerin çaresiz bir hastalığa yakalanması kadar zor bir şey yoktur. 1985?li yıllarda Çakır Köyü?nden, hanımı hasta olan birisine, Yenice Kaymakamlığı tarafından yardım yapılıyor. Tedavi sırasında, kadın ölüyor. Kadının kocası, bir liste halinde masrafları çıkarıyor. Geri kalan parayı getirip kaymakamlığa teslim ediyor. ?Başka ihtiyacı olanlara verin? diyor. Kendiside kanser olan ve ölen bu adam, ayakkabı boyadı, ölene kadar. Boya parası ile geçindi. Bu kişinin adı bende gizlidir.

Bunu neden yazdım. Eli ayağı tutup ta çalışmayan, her ihtiyacını kaymakamlıktan bekleyen ?tembeller, asalaklar ve yüzsüzler? için yazdım.

Öyle insanlar var ki, çocuğunun hastalığını ve özrünü saklıyor. Başkalarının bilmesini istemiyor. Parasız pulsuz kalsalar da kimseden istemiyorlar. Kendi içlerinde çırpınıp duruyorlar.

Küsüyorlar.

Küsmemek lazım.

?Derdini söylemeyen, dermanın bulamaz? derler.

Birde, ?tavşan gibi dağa küsmemek? lazım.

Bu kızımızın hastalığında da bir yardım almadığını biliyorum. Ailenin de bu konularda bir talebi olmamış.

Bu olaya, köy muhtarı, çevredeki bu işi bilen insanlarda el atabilirdi.

Bekten Köyü?ndeki bu kızımıza el uzatan birileri olmamış.

Olmuşsa da gizli kalmış.

Bilemiyorum.

*

Düşünün ya da duygudaşlık (empati) yapın.

Ağzınıza bir yudum su alıp evirip çevirip içemiyorsunuz. Suyu yutamıyorsunuz.

Bir elmayı, dişlerinizle ısırıp yiyemiyorsunuz.

Bir can eriğini dalından koparıp, ağzınıza atıp yanaklarınızı şişiremiyorsunuz.

Kardeşinizin elindeki bir yiyeceği kapıp, ağzınıza birden atıp yutuveremiyorsunuz.

Sıcak bir günde, dondurma yalayamıyorsunuz.

Şişeyi başınıza dikip, üstünüze döke döke gazoz içemiyorsunuz.

Dişlerinizle ısıra ısıra, karpuz kavun yiyemiyorsunuz.

Bir sofrada, oturamıyorsunuz.

Bir sofraya otursanız bile, ağzınıza bir lokma atamıyorsunuz.

Ağzınız bağlı.

Piknik yerinde, arkadaşlarınızla havaya nohut atıp ağzınızla yakalama yarışı yapamıyorsunuz.

Yutkunmak bile tehlikeli.

Koşamıyorsunuz.

Oyun oynamanın riski var. Her hareketiniz, ölümle tehdit altında.

Doğuştan yasaklı birisiniz.

Daha neler neler?

Ve!

Yaşıyorsunuz.

?

Ben, yukarıdaki yazdıklarımı yapamazsam ne yaparım?

Siz, böyle bir yaşamın girdabına düşseniz ne yaparsınız?

Yazdıklarım bunalttı beni.

Bunaldım.

Böyle, ?yasaklarla dolu bir hayatı yaşamak? nasıl bir duygu?

Düşünmek bile insanın dengesini bozuyor.

Hep yasak!

Hep yasak!

*

Adı Canan?dı.

Annesinin, babasının cananıydı.

Bir köyde yaşıyordu. Yenice?nin Bekten Köyü?nde.

Varlıklı bir ailenin çocuğu değildi.

1993 yılında doğmuştu.

16 yaşındaydı.

İlköğretim 6.sınıf öğrencisiydi.

Bu günlere kadar gelmişti.

Kendince yaşamıştı.

Kör topal yaşamıştı.

Yaşamıştı işte.

Anasının, babasının gücüyle yaşamıştı.

Yasakların içinde büyüyen, bir ?direnç çiçeği? gibiydi.

?Canan? olmasaydı, bu yaşına kadar gelemezdi ya da gelmezdi. Hayata böyle tutunmazdı.

Yine de, bu özründen ölmemiş Canan.

Dediklerine göre, akciğerleri iflas etmiş.

Dünyada, ?yemek borusu olmadan? yaşayan tek insandı belki de.

Hem de, bu şekilde, en uzun süre yaşayan bir insandı. 16 yıl yaşadı.

O?da,  bu Dünya?dan bir şeyler öğrendi.

Bir şeyler öğretti bizlere.

O, bir annenin ve babanın ?sabrını? öğretti, gösterdi bizlere.

?Onurlu mücadelesini? öğretti bize.

O, ?yüz yılın annesi ve babası? seçilmesi gereken iki güzel insanın kızıydı.

16 yıl, göğüslediler her şeyi.

Canan için yaşadılar.

Canan gitti.

Su gibi akıp, geçti gitti.

Suyun tadını bilmeden/bilemeden gitti.

Herhalde; ?suyun tadını bilmeden yaşamak? bu olsa gerek.

Hiç düşündünüz mü?

Suyun tadı nasıl?

*

Hergün gittiği komşularında, bir gün demiş ki Canan.

?Birgün ben iyileşirsem, bana yumurta pişirin. Şöyle bol yağda. Birde ayran yapın. Ben yiyeyim, siz bakın.?

Bu söz çok etkilemiş komşu teyzeyi.

Komşu kadın;

?Evimde bir bardak çay içiremedim. Bir lokma yemek yediremedim. Bir yudum su içiremedim? diye ağlamış, Canan?ın ardından.

Bizim böyle güzel insanlarımız var işte.

Bir yudum suyun, bir lokma ekmeğin değerini öğretti Canan.

Sağlıklı olmanın, ne kadar ?şükredilecek bir zenginlik? olduğunu öğretti herkese.

?Bir yudum suyu içmenin? güzelliğini bir düşünün.

*

Kızlarını 16 yıl, özveriyle yaşatan anne ve baba;

?Ahmet Bozca.

Hanife Bozca.?

Ne çilelere göğüs gerdiler, Canan ile birlikte.

Kim bilir kaç gece, hıçkırıklarını gizlediler karanlıktan.

Göşyaşlarını hangi dereye akıttılar kim bilir?

Yüreklerinin sancısını, acı gülüşlerine gizleyip hissettirmediler dertlerini hiç kimseye.

Özürlü bir hayatı, 16 yıl ?yaşamakla taçlandıran? anne ve baba.

Size hangi güzel sözü söyleyebilirim.

Sizi, ?yüz yılın anne babası? ilan ediyorum.

Size verecek, bir ödülüm yok.

Hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz.

Siz bir gün ödülünüzü alacaksınız.

*

?Suyun tadını bilmeden yaşamanın? zorluğunu bize hatırlatan ?Canan.?

Senden çok şey öğrendik.

Mekânın cennet olsun.

Filtreler:

Şuayip Odabaşı Son Yazıları...

Yorumlar...

    Henüz yorum yok...

Sizin Yorumunuz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir